Seçmediğimiz İlişkiler: Mecburen Yan Yana Olduğumuz İnsanlar
İş arkadaşı, akraba, komşu... Kapıyı kapatma seçeneğinin olmadığı ilişkileri gerginliğe dönüştürmeden yürütmenin yolları.
İlkim Erden 4 dk okuma
İlişkilerin çoğunu seçtiğimizi düşünürüz. Arkadaşımızı seçeriz, eşimizi seçeriz, görüşmek istemediğimiz kişiyle görüşmeyiz. Oysa günlük hayatın önemli bir bölümü, hiç seçmediğimiz insanlarla geçer. Aynı odayı paylaştığımız iş arkadaşı, aynı aileye doğduğumuz akraba, aynı sınıfta bulunan veli, aynı bakım sürecinde karşımıza çıkan kişi. Bu ilişkilerde kapıyı kapatma seçeneği yoktur ya da bedeli çok ağırdır. Geriye tek bir yol kalır: o ilişkiyi yürütmek.
Seçilmemiş ilişkinin kendine has zorluğu
Seçilmiş bir ilişkide anlaşmazlık çıktığında zihin hemen bir çıkış arar. Görüşme sıklığı azaltılır, mesafe konur, zamanla ilişki kendiliğinden söner. Seçilmemiş ilişkide bu mekanizma çalışmaz. Yarın sabah aynı masaya, aynı bayram sofrasına, aynı toplantıya yeniden oturulacaktır. Bu durum tartışmaların tonunu değiştirir; çünkü söylenen her sözün karşılığı ertesi gün ödenecektir. Mecburiyet, insanı daha temkinli ama bazen de daha sıkışmış hissettirir.
Bu sıkışma hissi göz ardı edilmemeli. Bir ilişkiden çıkamayacağını bilen kişi, kendini savunmasız hissettiğinde ya aşırı geri çekilir ya da küçük konularda beklenenden sert tepki verir. Aslında tepki o ana ait değildir; çıkışı olmayan bir alanda birikmiş gerginliğin dışa vurmasıdır. Bunu fark etmek, tepkiyi yönetmenin ilk adımıdır.
Beklentiyi ilişkinin türüne göre ayarlamak
Seçilmemiş ilişkilerde en sık yapılan hata, o ilişkiden seçilmiş ilişki verimi beklemektir. İnsan, birlikte çok vakit geçirdiği kişiyle anlaşabileceğini varsayar; anlaşamayınca da bunu kişisel bir başarısızlık olarak görür. Oysa aynı ortamı paylaşmak, ortak dünya görüşü ya da karşılıklı yakınlık üretmek zorunda değildir. Böyle bir ilişkinin başarısı, dostluk kurmak değil, işin ve ortak hayatın aksamadan yürümesidir.
Beklentiyi küçültmek, ilişkiyi değersizleştirmek anlamına gelmez. Tam tersine, gerçekçi bir çerçeve gerilimi düşürür. Bir akrabanızla siyaset konuşmayacağınıza karar verdiğinizde, o kişiyle bayramlaşmanız kolaylaşır. Bir iş arkadaşınızdan arkadaşlık değil güvenilir bilgi akışı beklediğinizde, aranızdaki soğukluk sorun olmaktan çıkar. Zorunlu ilişkilerde huzur, çoğu zaman beklentinin doğru yere yerleştirilmesiyle gelir.
Elde tek yöntem kaldığında: iletişimin dili
İlişkiden çıkamıyorsanız, elinizde kalan tek gerçek araç konuşma biçiminizdir. Bu yüzden dilin sadeleşmesi gerekir. Kişiyi değil davranışı tarif eden cümleler, geçmişi kazımayan ve bugüne odaklanan ifadeler, karşı tarafın niyetini okumaya çalışmayan bir anlatım. "Sen hep böyle yapıyorsun" yerine "Bu hafta iki kez bilgiyi geç aldım, bu bana zaman kaybettiriyor" demek, aynı konuyu tartışmayı büyütmeden açar.
Zamanlama da bu aracın parçasıdır. Kalabalık önünde, yorgunluğun tepe yaptığı saatte ya da bir kriz anının ortasında açılan konu, çoğunlukla amacına ulaşmaz. Sakin bir anı beklemek erteleme değil, konuşmanın işe yaraması için yapılan hazırlıktır. Tek aracınız varsa, o aracı doğru zamanda kullanmak önem kazanır.
Sınır koymak, mesafe koymaktan farklıdır
Zorunlu ilişkilerde sınır, kişiyi hayatınızdan çıkarmak değil, temas alanını tanımlamaktır. Hangi konular konuşulur, hangi saatlerde ulaşılabilirsiniz, hangi konuda yardım edersiniz, hangi konuda edemezsiniz. Bunları önceden kendinize netleştirmek, o an gelince kırıcı olmadan yanıt vermenizi sağlar. Sınırı belirsiz bırakan kişi, sonunda ya sürekli razı olur ya da bir gün patlar.
Sınırı bir kez söylemek de yeterli olmayabilir. Alışkanlıklar eskidir, karşı taraf bir süre eski düzeni denemeye devam eder. Aynı cümleyi sakin bir tonla tekrar etmek, çoğu zaman uzun bir tartışmadan daha etkilidir. Israrın sertlikle değil, tutarlılıkla kurulması gerekir.
Aradaki payı korumak
Sürekli temas eden ilişkilerde küçük nefes alanları belirleyici olur. Öğle arasını ayrı geçirmek, uzun aile ziyaretlerinde kısa bir yürüyüşe çıkmak, ortak alanda geçirilen süreyi bilinçli olarak bölmek gerilimi ciddi ölçüde düşürür. Bu, kaçmak değil; çıkışı olmayan bir alanda kendi kendine küçük çıkışlar yaratmaktır.
Üçüncü bir kişinin varlığı da bazen dengeleyicidir. İki kişilik zorunlu bir ilişkide her konuşma doğrudan çarpışmaya döner; ortama başka biri katıldığında ton yumuşar. Bunu bir taktik gibi değil, ortamı yaşanır kılan doğal bir düzenleme olarak düşünmek yerinde olur.
Değiştiremediğinizle barışmak
Seçilmemiş ilişkilerin bir kısmı hiçbir zaman ideal olmayacaktır. Karşı taraf değişmeyebilir, sizi anlamayabilir, hatanızı kabul etmeyebilir. Böyle durumlarda enerjiyi karşı tarafı dönüştürmeye harcamak yorucudur ve genellikle sonuçsuz kalır. Kontrol edilebilir tek alan kendi tepkiniz, kendi sınırlarınız ve o ortamda ne kadar kaldığınızdır.
Mecburiyet içinde kurulan ilişkiler, insana beklenmedik bir beceri kazandırır: kendisiyle aynı fikirde olmayan biriyle aynı hayatı sürdürebilme becerisi. Bu, seçtiğimiz ilişkilerde nadiren gelişen bir kaslar bütünüdür. Zorunluluk hiçbir zaman keyifli değildir; ama ondan öğrenilen sabır ve dil, sonradan gönüllü kurulan ilişkilere de sessizce yansır.